Bir sonbahar rengi vardır, bir de dört yüz yıl önce tam kasımın ihtiyaç duyacağı yere — gri taşın yanına, durgun suyun üstüne, bir kapının çerçevesine — dikilmiş akçaağacın kasıtlı kırmızısı. Böyle bahçeleri, olgun ağacı asla göremeyecek insanlar dikti. Fotoğraflar onların sabrını topluyor.
Buradaki kareler ıslak yosun üstündeki tek yapraktan, kor rengine kesmiş koca yamaçlara uzanıyor; tapınak çatıları rengin üstünde tekneler gibi yüzüyor.
Kırmızı, duvar kağıdı rengi olarak talepkârdır; ama sonbahar kırmızısı başkadır — önceden yumuşatılmış gelir, yarısı çoktan anıdır. Ekranı bağırmadan ısıtır.