Kumun üstündeki ağ
Sığ suda her kırışık bir mercek gibi çalışır ve dibe hareketli bir ızgara yazar.
Kumlu dipte kayan parlak ağ, dalgaların gölgesi değil; dalgaların aşağı inen güneş ışığına yaptığı şeyin izidir. Her dalga tepesi kısa bir silindirik mercek gibi bükülüp paralel ışınları tek bir çizgide toplar, her çukur aynı ışığı yayıp inceltir. Çizgiler kesişir ve kesiştikleri yerde kum ağarır.
Mekanizmayı ele veren iki ayrıntı var. Parlak kenarlarda çoğu zaman ince bir renk şeridi durur, çünkü su maviyi kırmızıdan biraz daha fazla kırar; ve desen, kendisini üreten kırışıklardan daha hızlı ilerler, zira yüzeydeki minik bir eğim odağı dipte epeyce uzağa sürükler. Derinlik keskinliği belirler: bir metrede ağın gözleri nettir, dört metrede lekelere yumuşar, rüzgârsız bir sabahta yüzey düzleştiğinde ise ağ tümüyle çözülür ve geriye düz bir ışık kalır.
Görüntü olarak neredeyse baştan sona ince ayrıntıdır, yani sıkıştırmanın ilk aldığı şey: büyük kaydedin ve kontrastı koyu kum taşısın. Masaüstünde kendini hiç tekrar etmeyen bir ekran koruyucu gibi davranır, tek farkla ki durur; durmak da gerçek ağın asla beceremediği şeydir.